ATİLLA İLHAN ŞİİR ARŞİVİ (seçmeler)

KIMI SEVSEM SENSIN

Kimi sevsem sensin / hayret
Sevgi hepsini nasıl değiştiriyor
Gözleri maviyken yaprak yeşili
Senin sesinle konuşuyor elbet
Yarim bakışları o kadar tehlikeli
Senin sigaranı senin gibi içiyor
Kimi sevsem sensin / hayret
Senden nedense vazgeçilemiyor

Her şeyi terk ettim / ne aşk ne şehvet
Sarışın başladığım esmer bitiyor
Anlaşılmaz yüzü koyu gölgeli
Dudakları keskin kırmızı jilet
Bir belaya çattık / nasıl bitirmeli
Gitar kımıldadı mı zaman deliniyor
Kimi sevsem sensin / hayret
Kapıların kapalı girilemiyor

Kimi sevsem sensin / senden ibaret
Hepsini senin adınla çağırıyorum
Arkamdan şımarık gülüşüyorlar
Getirdikleri yağmur / sende unuttuğum
Hani o sımsıcak iri çekirdekli
Senin gibi vahşi öpüşüyorlar
Kimi sevsem sensin / hayret
İn misin cin misin anlamıyorum

BEN SANA MECBURUM

Ben sana mecburum bilemezsin
Adını mıh gibi aklımda tutuyorum
Büyüdükçe büyüyor gözlerin
Ben sana mecburum bilemezsin
İçimi seninle ısıtıyorum.

Ağaçlar sonbahara hazırlanıyor
Bu şehir o eski İstanbul mudur
Karanlıkta bulutlar parçalanıyor
Sokak lambaları birden yanıyor
Kaldırımlarda yağmur kokusu
Ben sana mecburum sen yoksun.

Sevmek kimi zaman rezilce korkuludur
İnsan bir akşam üstü ansızın yorulur
Tutsak ustura ağzında yaşamaktan
Kimi zaman ellerini kırar tutkusu
Bir kaç hayat çıkarır yaşamasından
Hangi kapıyı çalsa kimi zaman
Arkasında yalnızlığın hınzır uğultusu

Fatih'te yoksul bir gramofon çalıyor
Eski zamanlardan bir cuma çalıyor
Durup köşe başında deliksiz dinlesem
Sana kullanılmamış bir gök getirsem
Haftalar ellerimde ufalanıyor
Ne yapsam ne tutsam nereye gitsem
Ben sana mecburum sen yoksun.

Belki haziran da mavi benekli çocuksun
Ah seni bilmiyor kimseler bilmiyor
Bir şilep sızıyor ıssız gözlerinden
Belki Yeşilköy'de uçağa biniyorsun
Bütün ıslanmışsın tüylerin ürperiyor
Belki körsün kırılmışsın telaş içindesin
Kötü rüzgar saçlarını götürüyor

Ne vakit bir yaşamak düşünsem
Bu kurtlar sofrasında belki zor
Ayıpsız fakat ellerimizi kirletmeden
Ne vakit bir yaşamak düşünsem
Sus deyip adınla başlıyorum
İçim sıra kımıldıyor gizli denizlerin
Hayır başka türlü olmayacak
Ben sana mecburum bilemezsin.

ELDE VAR HÜZÜN

Söyleşir
Evvelce biz bu tenhalarda
Ziyade gülüşürdük
Pır pır yaldızlanırdı kanatları kahkaha Kuşlarının
Ne meseller söylerdi mercan köz nargileler
Zamanlar değişti
Ayrılık girdi araya
Hicrana düştük bugün

Ah nerde gençliğimiz
Sahilde savruluşları başıboş dalgaların
Yeri göğü çınlatan tumturaklı gazeller
Elde var hüzün

O şehrâyin fakat çıkar mı akıldan
Çarkıfeleklerin renk renk geceye dağılması
Sırılsıklam âşık incesaz
Kadehlerin mehtaba kaldırılması
Adeta düğün
Hayat zamanda iz bırakmaz
Bir boşluğa düşersin bir boşluktan
Birikip yeniden sıçramak için
Elde var hüzün


RÜZGAR GÜLÜ

Önümden çekilirsen İstanbul görünecek
Nerede olduğumu bileceğim
Sisler utanacak eğilecek
Ağzının ucundan öpeceğim
Saçına kalbimi takacağım
Avcunda bir şiir büyüyecek
Nerede olduğumu bileceğim

Bu çıplak geceler yok mu
Bu plak böyle ağlamıyor mu
Camları kırmak işten değil
Delirecek miyim neyim
Kirpiklerimden mısra dökülüyor
Kenya'da simsiyah yalnızım
Yoksul bir şilepte gemiciyim
Malezya'da yük bekliyorum
Önümden çekilirsen İstanbul görünecek
Nerede olduğumu bileceğim

Gözlerini söndürme muhtacım
Ben senin aydınlığına muhtacım
Yepyeni bir ilkbahar harcayıp
Bir yaz boğup bir sonbahar harcayıp
Rüzgar gülünü arayacağım
Oran'da Pernanbouc'ta Tombuktu'da
Vinçler yine akşamları indirecekler
Yine karanlığa bulaşacağım
Gözlerin rüzgarda savrulacak

İkimiz iki sap buğday olsak
Sen benim olsan, ben senin olsam
Bir gece vakti aklına gelsem
Uykunu tutsam bırakmasam
Seni kucaklasam, kucaklasam
Birbirimizin kalbini dinlesek
Dünyanın kalbini dinlesek
Büyük ateşler yaksalar
İki güvercin uçursalar
Nerede olduğumuzu bilsek

SANA NE YAPTILAR

O sabah mı çıkmıştın, bir gün önce mi
Bir bıçağın ağzında yürür gibiydin
Demirlerin soğukluğu soluk dudaklarında
Gözlerinde karanlığı dar hücrelerin
Seni görür görmez özgürlüğümden utandım
Söyle ne içersin, çay mı kahve mi
Çok değişmişsin birden tanıyamadım.

Saçların uzundu, omuzlarına akardı
Gönlümüz şenlenirdi sarışınlığından
Onlar mı kestiler, sen mi kısalttın
Gülerdin, içimize aylar doğardı
Görünmez dağların arkasından
Eski gülümsemeni beyhude aradım
O sabah mı çıkmıştın bir gün önce mi
Çok değişmişsin birden tanıyamadım.

Bir çay içer misin, yoksa kahve mi
Kibritim yok, demek cigaraya başladın
Ellerin de titriyor, bir şeyin mi var
Böyle bir kız değildin sen eskiden
Sana ne yaptılar, sana ne yaptılar?
Kirpiklerin ıslanıyor durup dururken
O sabah mı çıkmıştın, bir gün önce mi
Çok değişmişsin birden tanıyamadım.

SİSLER BULVARI

elinin arkasında güneş duruyordu
aylardan kasımdı üşüyorduk
ağacın biri bulvarda ölüyordu
şehrin camları kaygısız gülüyordu
her köşe başında öpüşüyorduk

sisler bulvarı'na akşam çökmüştü
omuzlarımıza çoktan çökmüştü
kesik birer kol gibi yalnızdık
dağlarda ateşler yanmıyordu
deniz fenerleri sönmüştü
birbirimizin gözlerini arıyorduk

sisler bulvarı'nda seni kaybettim
sokak lambaları öksürüyordu
yukarıda bulutlar yürüyordu
terkedilmiş bir çocuk gibiydim
dokunsanız ağlayacaktım
yenikapı'da bir tren vardı

sisler bulvarı'nda öleceğim
sol kasığımdan vuracaklar
bulvar durağında düşeceğim
gözlüklerim kırılacaklar
sen rüyasını göreceksin
çığlık çığlığa uyanacaksın
sabah kapını çalacaklar
elinden tutup getirecekler
beni görünce taş kesileceksin
ağlamayacaksın! ağlamayacaksın!

sisler bulvarı'ndan geçtim sırılsıklamdı
ıslak kaldırımlar parlıyordu
durup dururken gözlerim dalıyordu
bir bardak şarabda kayboluyordum
gece bekçilerine saati soruyordum
evime gitmekten korkuyordum
sisler boğazıma sarılmışlardı

bir gemi beni afrika'ya götürecek
ismi bilmiyorum ne olacak
kazablanka'da bir gün kalacağım
sisler bulvarını hatırlayacağım
kırmızı melek şarkısından bir satır
lodos'tan bir satır yağmur'dan iki
senin kirpiklerinden bir satır
simsiyah bir satır hatırlayacağım
seni hatırlatanın çenesini kıracağım
limanda vapur uğuldayacak

sisler bulvarı bir gece haykırmıştı
ağaçları yatıyordu yoksuldu
bütün yaprakları sararmıştı
bütün bir sonbahar ağlamıştı
ağlayan sanki istanbul'du
öl desen belki ölecektim
içimde biber gibi bir kahır
bütün şiirlerimi yakacaktım
yalnızlık bana dokunuyordu

eğer sisler bulvarı olmasa
eğer bu şehirde bu bulvar olmasa
sabah ezanında yağmur yağmasa
şüphesiz bir delilik yapardım
hiç kimse beni anlayamazdı
on beş sene hüküm giyerdim
dördüncü yılında kaçardım
belki kaçarken vururlardı

sisler bulvarı'ndan geçmediğim gün
sisler bulvarı öksüz ben öksüzüm
yağmurun altında yalnızım
ağzım elim yüzüm ıslanıyor
tren düdükleri iç içe giriyorlar
aklımı fikrimi çeliyorlar
aksaray'da ışıklar yanıyor
sisler bulvarı ayaklanıyor
artık kalbimi susturamıyorum


NE KADINLAR SEVDİM ZATEN YOKTULAR

Ne kadinlar sevdim zaten yoktular
Yagmur giyerlerdi sonbaharla bir.
Azicik oksasam sanki çocuktular,
Biraksam korkudan gözleri sislenir.
Ne kadinlar sevdim zaten yoktular
Böyle bir sevmek görülmemistir.
Hayir, sanmayin ki beni unuttular.
Hala arasira mektuplari gelir.
Gerçek degildiler, birer umuttular
Eski bir sarki, belki bir siir
Ne kadinlar sevdim zaten yoktular.
Yalnizliklarimda elimden tuttular
Uzak fisiltilari içimi ürpertir.
Sanki gökyüzünde birer buluttular,
Nereye kayboldular simdi kim bilir.
Ne kadinlar sevdim zaten yoktular
Böyle bir sevmek görülmemistir.


ÜÇÜNCÜ ŞAHSIN ŞİİRİ

Gözlerin gözlerime degince,
felaketim olurdu aglardim.
Beni sevmiyordun bilirdim,
bir sevdigin vardi duyardim.
Çöp gibi bir oglan ipince,
hayirsizin biriydi fikrimce.
Ne vakit karsimda görsem,
öldürecegimden korkardim,
felaketim olurdu aglardim.

Ne vakit Maçka'dan geçsem,
limanda hep gemiler olurdu.
Agaçlar kus gibi gülerdi,
bir rüzgar aklimi alirdi.
Sessizce bir cigara yakardin,
parmaklarimin ucunu yakardin,
kirpiklerini egerdin bakardin.
Üsürdüm içim ürperirdi,
felaketim olurdu aglardim.

Aksamlar bir roman gibi biterdi.
Jezabel kan içinde yatardi.
Limandan bir gemi giderdi,
sen kalkip ona giderdin.
Benzin mum gibi giderdin,
sabaha kadar kalirdin.
Hayirsizin biriydi fikrimce,
güldü mü cenazeye benzerdi.
Hele seni kollarina aldi mi;
felaketim olurdu aglardim.


ADIM SONBAHAR

nasıl iş bu
her yanına çiçek yağmış
erik ağacının
ışık içinde yüzüyor
neresinden baksan
gözlerin kamaşır

oysa ben akşam olmuşum
yapraklarım dökülüyor
usul usul
adım sonbahar


AN GELİR

an gelir
paldır küldür yıkılır bulutlar
gökyüzünde anlaşılmaz bir heybet
o eski heyecan ölür
an gelir biter muhabbet
çalgılar susar heves kalmaz
şatârâbân ölür

şarabın gazabından kork
çünkü fena kırmızıdır
kan tutar / tutan ölür
sokaklar kuşatılmış
karakollar taranır
yağmurda bir militan ölür

an gelir
ömrünün hırsızıdır
her ölen pişman ölür
hep yanlış anlaşılmıştır
hayalleri yasaklanmış
an gelir şimşek yalar
masmavi dehşetiyle siyaset meydanını
direkler çatırdar yalnızlıktan
sehpada pir sultan ölür

son umut kırılmıştır
kaf dağı'nın ardındaki
ne selam artık ne sabah
kimseler bilmez nerdeler
namlı masal sevdalıları
evvel zaman içinde
kalbur saman ölür
kubbelerde uğuldar bâkî
çeşmelerden akar sinan
an gelir
-lâ ilâhe illallah-
kanunî süleyman ölür

görünmez bir mezarlıktır zaman
şairler dolaşır saf saf
tenhalarında şiir söyleyerek
kim duysa / korkudan ölür
-tahrip gücü yüksek-
saatlı bir bombadır patlar
an gelir
attilâ ilhan ölür


BELÂ ÇİÇEĞİ

alsancak garı'na devrildiler
gece garın saati belâ çiçeği
hiçbir şeyin farkında değildiler
kalleş bir titreme aldı erkeği
elleri yırtılmıştı kelepçeliydiler
çantasını karısı taşıyordu

hiç kimse tanımıyordu kimdiler
gece garın saati belâ çiçeği
üçüncü mevki bir vagona bindiler
anlaşıldı erkeğin gideceği
bir şeyden vazgeçmiş gibiydiler
bir türlü karısına bakamıyordu

ayaküstü birer bafra içtiler
gece garın saati belâ çiçeği
şimdiden bir yalnızlık içindeydiler
karanlık gelmişi geleceği
birdenbire sapsarı kesildiler
vagonlar usul usul kımıldıyordu


MUSTAFA KEMAL

dağ başını efkâr almış
gümüş dere durmaz ağlar
gözyaşından kana kesmiş gözlerim
ben ağlarım çayır ağlar çimen ağlar
ağlar ağlar cihan ağlar
mızıkalar iniler ırlam ırlam dövülür
altmış üç ilimiz altmış üç yetim
yıllar gelir geçer kuşlar gelir geçer
her geçen seni bizden parça parça götürür
mustafa'm mustafa kemal'im

diz dövdüm
gözlerim şavkı aktı sakarya'nın suyuna
sakarya'nın suları nâmın söyleşir
hemşehrim sakarya öksüz sakarya
ankara'dan uçan kuşlar
kemal'im der günler günü çağrışır
kahrolur bulutlara karışır
gök bulut yaşmak bulut
uca dağlar dev boyunlu morca dağlar
divan durmuş bekleşir
mustafa'm mustafa kemal'im

nasıl böyle varıp geldin hoşgeldin
çıngı kaymış yalazlanmış gözlerin
şol yüzünde güneş südü sıcaklık
ellerinden öperim mustafa kemal
senin dalın yaprağın biz senin fidanların
biz bunları yapmadık
sen elbette bilirsin bilirsin mustafa kemal
elsiz ayaksız bir yeşil yılan
yaptıklarını yıkıyorlar mustafa kemal
hani bir vakitler kubilay'ı kestiler
çün buyurdun kesenleri astılar
sen uyudun asılanlar dirildi
mustafa'm mustafa kemal'im


karalar kuşanmış karadeniz akmam diyor
dokunmayın ağlamaktan bıkmam diyor
bu gece kıyamet gecesi bu vapur bandırma vapuru
yattığı yer nur olsun mustafa kemal
ben ölümden korkmam diyor
korkmam diyen dilleri toz oldu toprak oldu
değirmen döndü dolandı yıllar oldu
bir kusur işledik bağışlar mı kimbilir
o bize öğretmedi kazan kaldırmasını
günahı vebali öğretenin boynuna
erdirip oldurana ana avrat sövmesini
yüreğim kırıldı kanım kurudu
var git karadeniz var git başımdan
mızıka çalındı düğün mü sandın
bir yol koyup gideni gelir mi sandın
mustafa'm mustafa kemal'im

ankara'nın taşına bak
tut ki baktım uzar gider efkârım
çayır ağlar çimen ağlar ben ağlarım
gözlerimin yaşına bak
ankara kalesi'nde rasattepe'de
bir akça şahan gezer dolanır
yaşın yaşın mezarını aranır
şu dünyanın işine bak
mustafa'm mustafa kemal'im


SULTAN-I YEGÂH


şamdanları donanınca eski zaman sevdalarının
başlar ay doğarken saltanatı sultan-ı yegâhın
nemli yumuşaklığı tende denizden gelen âhın
gizemli kanatları ruhta ölüm karanlığının
başlar ay doğarken saltanatı sultan-ı yegâhın

yansıyan yaslı gülüşmelerdir karasevdalı suda
bülbüller kırılır umutsuzluktan yalnızlık korusunda
eylem dağılmış gönül tenha çalgılar kış uykusunda
ölümün tartışılmazlığı nihayet anlaşılsa da
başlar ay doğarken saltanatı sultan-ı yegâhın


bir başkasının yaşantısıdır dönüp arkamıza baksak
çünkü yaşadıklarımız başkasının yargısına tutsak
su yasak rüzgâr yasak açık kapılar yasak
belki bu karanlıkta yasakları yasaklasak
başlar ay doğarken saltanatı sultan-ı yegâhın


CİNAYET SAATİ

haliç'te bir vapuru vurdular dört kişi
demirlemişti eli kolu bağlıydı ağlıyordu
dört bıçak çekip vurdular dört kişi
yemyeşil bir ay gökte dağılıyordu

deli cafer ismail tayfur ve şaşı
maktulün onbeş yıllık arkadaşı
üçü kamarot öteki aşçıbaşı
dört bıçak çekip vurdular dört kişi

cinayeti kör bir kayıkçı gördü
ben gördüm kulaklarım gördü
vapur kudurdu kuduz gibi böğürdü
hiç biriniz orada yoktunuz

demirlemişti eli kolu bağlıydı ağlıyordu
on üç damla gözyaşını saydım
allahına kitabına sövüp saydım
şafak nabız gibi atıyordu
sarhoştum kasımpaşa'daydım
hiç biriniz orada yoktunuz

haliç'te bir vapuru vurdular dört kişi
polis kaatilleri arıyordu
deli cafer ismail tayfur ve şaşı
üzerime yüklediler bu işi
sarhoştum kasımpaşa'daydım
vapuru onlar vurdu ben vurmadım
cinayeti kör bir kayıkçı gördü

ben vursam kendimi vuracaktım


YAĞMUR KAÇAĞI

elimden tut yoksa düşeceğim
yoksa bir bir yıldızlar düşecek
eğer şairsem beni tanırsan
yağmurdan korktuğumu bilirsen
gözlerim aklına gelirse
elimden tut yoksa düşeceğim
yağmur beni götürecek yoksa beni


geceleri bir çarpıntı duyarsan
telâş telâş yağmurdan kaçıyorum
sarayburnu'ndan geçiyorum
akşamsa eylül'se ıslanmışsam
beni görsen belki anlayamazsın
içlenir gizli gizli ağlarsın
eğer ben yalnızsam yanılmışsam
elimden tut yoksa düşeceğim
yağmur beni götürecek yoksa beni

categoria Kategori: SIIR DUNYASI | commentoYorum (yok) data21/8/2008

YAHYA KEMAL BEYATLI ŞİİR ARŞİVİ (seçmeler)

SESSİZ GEMİ

Artık demir almak günü gelmişse zamandan,
Meçhule giden bir gemi kalkar bu limandan.
Hiç yolcusu yokmuş gibi sessizce alır yol;
Sallanmaz o kalkışta ne mendil ne de bir kol.
Rıhtımda kalanlar bu seyahatten elemli,
Günlerce siyah ufka bakar gözleri nemli.
Biçare gönüller! Ne giden son gemidir bu!
Hicranlı hayatın ne de son matemidir bu!
Dünyada sevilmiş ve seven nafile bekler;
Bilmez ki giden sevgililer dönmeyecekler.
Birçok gidenin her biri memnun ki yerinden,
Birçok seneler geçti; dönen yok seferinden.




Varşova 1927

Bin yıldan uzun bir gecenin bestesidir bu.
Bin yıl sürecek zannedilen kar sesidir bu.

Bir kuytu manastırda duâlar gibi gamlı,
Yüzlerce ağızdan koro hâlinde devamlı,

Bir erganun âhengi yayılmakta derinden...
Duydumsa da zevk almadım İslav kederinden.

Zihnim bu şehirden, bu devirden çok uzakta,
Tanbûri Cemil Bey çalıyor eski plâkta.

Birdenbire mes'ûdum işitmek hevesiyle
Gönlüm dolu İstanbul'un en özlü sesiyle.

Sandım ki uzaklaştı yağan kar ve karanlık,
Uykumda bütün bir gece Körfez'deyim artık!





GEÇMİŞ YAZ


Rü'yâ gibi bir yazdı. Yarattın hevesinle,
Her ânını, her rengini, her şi'rini hazdan.
Hâlâ doludur bahçeler en tatlı sesinle!
Bir gün, bir uzak hatıra özlersen o yazdan

Körfezdeki dalgın suya bir bak, göreceksin:
Geçmiş gecelerden biri durmakta derinde;
Mehtâb... iri güller... ve senin en güzel aksin...
Velhasıl o rü'yâ duruyor yerli yerinde!



HARP İÇİNDE

Babalar evlerine mahçup döndü her aksam
Harp içinde.
Analarin sütü kesildi,
Çocuklar agladi,
Erkekler askere gitti.
Kadinlar bir deri bir kemik.
Harp içinde kizlar sarardi.

Savasanlardansa
Ancak bir hatira kaldi.

HİKAYE

Senin dudakların pembe
Ellerin beyaz,
Al tut ellerimi bebek
Tut biraz!

Benim doğduğum köylerde
Ceviz ağaçları yoktu,
Ben bu yüzden serinliğe hasretim
Okşa biraz!

Benim doğduğum köylerde
Buğday tarlaları yoktu,
Dağıt saçlarını bebek
Savur biraz!

Benim doğduğum köyleri
Akşamları eşkıyalar basardı.
Ben bu yüzden yalnızlığı hiç sevmem
Konuş biraz!

Benim doğduğum köylerde
Kuzey rüzgârları eserdi,
Ve bu yüzden dudaklarım çatlaktır
Öp biraz!

Sen Türkiye gibi aydınlık ve güzelsin!
Benim doğduğum köyler de güzeldi,
Sen de anlat doğduğun yerleri,
Anlat biraz!

İSTANBUL

Kamyonlar kavun taşır ve ben
Boyuna onu düşünürdüm,
Kamyonlar kavun taşır ve ben
Boyuna onu düşünürdüm,
Niksar'da evimizdeyken
Küçük bir serçe kadar hürdüm.

Sonra âlem değişiverdi
Ayrı su, ayrı hava, ayrı toprak.
Sonra âlem değişiverdi
Ayrı su, ayrı hava, ayrı toprak.
Mevsimler ne çabuk geçiverdi
Unutmak, unutmak, unutmak.

Anladım bu şehir başkadır
Herkes beni aldattı gitti,
Anladım bu şehir başkadır
Herkes beni aldattı gitti,
Yine kamyonlar kavun taşır
Fakat içimde şarkı bitti.

SİVAS YOLLARINDA

Sıvas yollarında geceleri
Katar katar kağnılar gider
Tekerleri meşeden.
Ağız dil vermeyen köylüler
Odun mu, tuz mu, hasta mı götürürler?
Ağır ağır kağnılar gider
Sıvas yollarında geceleri.

Ne, yıldızlar kaynaşır gökyüzünde,
Ne, sevdayla dolar taşar gönüller,
Bir rüzgâr eser ki bıçak gibi
El ayak şişer.
Sıvas yollarında geceleri
Ağır ağır kağnılar gider.

Kamyonlar gelir geçer, kamyonlar gider
Toz duman içinde,
Şavkı vurur yollara,
Arabalar dağılır şoförler söver,
Sıvas yollarında geceleri
Katar katar kağnılar gider.

YEŞEREN OTLAR

Bir melek su taşıdı,
Biri serinlik taşıdı uzaktan
Biri yeşillik getirdi.
Yıldırım gibi, ama sessiz
Çimenler sökün etti kara topraktan.

Sonra sen geldin dünya güzelim!
Yürüdün salına salına,
Bastığın yerde güller açtı,
Sarıldı ayaklarına.

Aşk da yeşeren otlara benzer
Günü saati bilinmez.
Bakarım bir gün hepsi solmuş
Dünya güzelim gider gitmez.

YİRMİNCİ YÜZYILIN İLK YARISI

Yirminci yüzyılın ilk yarısı
Ölüm çağı oldu
Zulüm çağı oldu
Yalan çağı oldu.

Yirminci yüzyıl insanları
Asıp kestiler
Kesip biçtiler
Tepeler gibi ölü yığıp
Deryalar gibi kan içtiler.
Çocukları ağlattılar
Kadınların ırzına geçtiler.
Yirminci yüzyıl, insanların
Ağlamasın da kimler ağlasın!

ZERDALİ AĞACI

Havalar güzel gidiyor
Sen de çiçek açtın erkenden
Küçük zerdali ağacım,
Aklın ermeden.

Bak kurt gibi kalın yapılı
Görmüş geçirmiş ağaçlara
Küçük zerdali ağacım,
Pişman olursun sonra.

Şimdi okşar da hafif hafif
Bir gün yerden yere çalar rüzgâr
Küçük zerdali ağacım,
Bakma güzel gitsin havalar.

Sallansın dalların çocuklar gibi
Bakma güneş ısıtsın varsın
Küçük zerdali ağacım,
Sonra donarsın.

Zemheride bahar mı olur
Akşamları seyret anlarsın
Sakın erkenden çiçek açma
Küçük zerdali ağacım.






Seven sevilen kadar sevseydi seven değil sevilen ağlardı be güzel…..
Bir gül sev hiç solmasın bir dost sev seni kaleşçe sırtından vurmasın……
Vur kalbime hançeri parçalansın fazla derine inme orda sen varsın…..
Çekmiş kafayı gözü kanlı istanbulda geziyor bir delikanlı kolunda 34 jilet yarası oda son giden kafbe nin hatırası…..
Beni unutsun diye haber göndermişsin düşün bakalım hatırlamaya değermisin……


Kışın beyazlığı durarmı sonsuza kadar yazın güzelliği duramı ebediyete kadar ama benim aşkım durdu sonsuza kadarrrr
Eğer birisi tarafından sırtından vurulursan kim bu kalaeş diye haykırırsan o kalleş bilki senin hem seven hemde sırtından vurandır
Sana her gece dua ediyorum sevdiğim için beter olasın diye……..
Bir gülü sevdim solduuuuuu bir sevgili buldum beni sırtımdan vurdu…..
Bir sevgili sevdim bir köpek kadar değeri yoktu bir dost sevdim beni tek anlayan biri idi…..


Dünya bir yılan dır soktumu tam sokar sevgilide bir haindir seni arkandan vura….
Hangi aşk güzeldirki doya doya yaşarsın hangi sevdi güzeldir birisine satarsın
Bir renk seçersin onu çok seversin bir sevgili seçersin onu bir sinek gibi ezersin



karakışın beyazlığı duraramı sonsuza kadar
ilkbaharın güzelği duramı sonsuza kadar
yazın güzelliği kalırmı ebediyen
ama benim aşkım kaldı sonsuza kadar
hep kalbimde göçmedi bir anlık gibi sonsuzluğa




Nice mısralar yazıldı bu yağmurlara
gözyaşı oldu,
sel oldu,
iliklerimize işledi...


Ya, sağanak oldu bitti
ansızın
Ya, durmaksızın ağladı
kırk ikindilerinde
hüzünler biriktirdi...


Arındırdı bazen gönüllerimizi,
bazen kamçı olup vurdu geçti
çamurlara beledi...
Nice mısralar yazıldı bu yağmurlara
yine de...
diyeceklerimiz tükenmedi...



İşte;
yine öyle bir Eylül yağmuru başladı
kurşuni bulutlar kümelendi
yer gök küllendi
güneş gizlemiyor artık acılarını
ağlıyor bizim gibi...


Biz severiz biliyorum
o sonbahar griliğini...
ne yakışır ayrılıklara,
ne yakışır, eskimiş sevdalara..
o, yazılmamış mektuplara
kurşun yaralarına
kurşuni...

Bir ney,
hicazkarda dolaşır
yağmurda ıslanmış bahçeleri...
suzinak pedesinde
bir tamburla buluşur,
ve yağar üstümüze,
süzülür kirpiklerimizden
bir yağmur bestesi...



Nice mısralar yazıldı bu yağmurlara
yine de,
diyeceklerimiz tükenmedi.




Ben demedim mi
Hazırlandılar
Onların yüz bin kolları var
Kırbaçları sert, yamçıları sağlam, atları kavi
Yeğin git kese sür atınla birleş
Ben demedim mi

Ben demedim mi
Tekin değil koyaklar, dağ yamaçları
Yağmur yağar ki sis basar ki kurt iner ki
Ay bulanığında gümüş rengi çakallar
Ben demedim mi
Yalnız gitme demedim mi

Çiğdeme sor, çeşmeye sor
Tek açan menevşeye sor
Ayrılık getirir ayrılıklar
Birleş demedim mi
Ben demedim mi






Deki bana
Yarınlara sensiz mutlu giremem
Yakamoz gözlerinden
Terli sıcak ellerinden
Uzakların beklentisiyle
Bahçeme umut ekemem


Deki bana
Sen boş sokakları doldurursun varlığınla
Soğuk iklimlere hayat verirsin
Yapraklar seninle yeşil,
Deniz seninle mavi


Deki bana
Hüzün sen gittiğinde gelir
Hazanı görürüm gözlerini kapadığında
Bir boşluktur içimde yokluğun
Böyle susma
Bak işte gidiyorum
Bana deki
Gitme







Ey benim uğruna vebal aldığım
Müebbetin bu bedeni yıkarmı söyle
Bir paslı ranzaya nikah kıydığım
Taş duvarlar bir gün benden bıkarmı söyle

Üç beş sene senin için
Birkaç infaz benim için
Bu voltada bizim için
Yeter mi söyle

Sırmabelik saçlarına güller taktığım
Elin hala ellerimi tanırmı söyle
Ağ göğsün üstüne başım koyup yattığım
Bu haftada görüş günü gelirmi söyle

Üç beş sene senin için
Birkaç infaz benim için
Bu voltada bizim için
Yeter mi söyle

Bir bardak demli çaya uyku sattığım
Yarım cıgaram sabahı edermi söyle
Boynuma hasretini ilme yaptığım
Acep ölüm ayrılıktan betermi söyle

Üç beş sene senin için
Birkaç infaz benim için
Bu voltada bizim için
Yeter mi söyle

Beni bilirsin yanlışsızım
Hani beni tanırsın ya kuralsızım
Benki senin için canımdan geçtim
Benki namusuma pranga seçtim
Benki bir laf için bir kefen biçtim
Sana dünya ahiret nikah kıydım and içtim
Bu müebbet bu müebbet senin için yeter mi yeter mi söyle




aşklar ahh o aşklar nasıl ne umutlarla ne hayallerle başlar ne dramlarla biter

nasıl başlamıştı,bak nasıl bitti
en güzel duygular, silindi gitti
nasıl da sevmiştim,bilirsin seni
ayrıldık sevgilim,doymadım sana







Sen Artik Ellerİn Olduktan Sonra
Neyleyİm Bu AŞki Al Yere Batsin
BÜtÜn Hayallerİm Solduktan Sonra
Ümİt Yere Batsin Fal Yere Batsin

Seven Kalbİmİzİ BÖyle AĞlatan
Mutlu DÜnyamizi BÖyle Karartan
Senİ Benden Benİ Senden Ayiran
Felek Yere Batsin Kul Yere Batsin

Bİr HanÇer Mİsalİ Vurupta Gİden
Bİr Kadeh Mİsalİ Kiripta Gİden
Senİ Kollarimdan Alipta Gİden
Kader Yere Batsin AŞk Yere Batsin

Seven Kalbİmİzİ BÖyle AĞlatan
Mutlu DÜnyamizi BÖyle Karartan
Senİ Benden Benİ Senden Ayiran
Felek Yere Batsin Kul Yere Batsin


Senin İçin
Bahar gözlü sevdiğim.
Tatlı dilli dilberim

Her zaman aşk kokuyan
Ceylan yüzlü meleğim.





Aşk İçin Yazılmış Ölümcül Şiir
benim olmayan bir küçük evin
içinde bulurum kendimi sessiz
yanar ya ışıkları geceleyin
ta uzakta nokta kadar belirsiz
benim olmayan bir küçük evin

sancılıdır gece bağrışır durur
dolunay tekmeler can annesini
bir gece dağın ardında doğurur
şairler uzaktan duyar sesini
sancılıdır gece bağrışır durur

düşerim ardına birkaç şiirle
yükselen ay benim ardıma düşer
rüzgar önce ateşe sonra küle
doğrula doğrula esermiş meğer
düşerim ardına birkaç şiirle

nere gitsen kokacağım burnuna
tenimin rengini şiire verdim
o sımsıcak ter kokulu uykuna
her çiçekte biraz da ben büyürdüm
nere gitsen kokacağım burnuna

yaşatır mı dersin bu şiir beni
ansızın kopunca ruh ile madde
ayırınca toprak etle kemiği
ben diye bir şey kalır mı bende
yaşatır mı dersin bu şiir beni

hastalıklı roman, ölümcül şiir
kötü kötü bakar yaşlı ruhuma
benim de ruhumun rengi değişir
yatırır beni o büyük uykuya,
hastalıklı roman, ölümcül şiir

hangi balçıkta yüzer ki bu gemi
şiir bu batar kalır oracıkta
her yer karanlık seçemem gölgemi
öyle bir alem ki, her şey açıkta
hangi balçıkta yüzer ki bu gemi

bu gece benim uykulu gözlerim
bir sokak lambası gibi yanacak
seni bu kaldırımlarda özlerim
şiir okusam herkes uyanacak
bu gece benim uykulu gözlerim

saat kulesinde gecenin üçü
hava çok soğudu çok üşüyorum
ıssız sokak hayli ürkütücü
sanki ayak sesleri duyuyorum
saat kulesinde sabahın üçü

bir sevgili aradım sevmeyi seven
bırakıp gitsem de yalnız kalmayacak,
her şartta hayata gülümseyen,
yüreğimde hiç solmayacak
bir sevgili aradım sevmeyi seven

kalmadı umudunuz tükendi
balıklar da gitti bu kirli dereden
şairler burada birer değirmendi
dönmeyecek onlar gittikleri yerden
kalmadı umudunuz tükendi

sokaklar kanlı sokaklar kan kokar
bir kadın karda emzirir bebeğini
bilmem ki bu yerde merhamet ne arar
bir babaya öykünür kör bir dilenci
sokaklar kanlı sokaklar kan kokar

'hüzün' ilk şiirimdi, hüzünlüydü
ben ki her şeyi hüzünle sevdim
ne bir şarkı bilirdim ne bir türkü
beni kimse görmemişti evdeydim
'hüzün' şiirimdi ve hüzünlüydü

aklım ermezdi daha çok küçüktüm
yirmili yaş başım öne eğikti
ufkumun parmaklıklarını söktüm
ellerim ne demir ne de çelikti
aklım ermezdi daha çok küçüktüm

gardiyanımsı yalnızlık pis kokulu hüzün
bir de sigara isi duvarlarda;
ah ne sarı soluk ne belirsiz yüzün
bana uzak karçiçekleri açar karlarda
gardiyanımsı bu yalnızlık pis kokulu bu hüzün

zaman zaman yaşlı gözlerime bak
gözlerimden sen çekme gözlerini
yağmurun sonrasında kokar toprak
baharın toplarım senin özlerini
zaman zaman yaşlı gözlerime bak

ben ki seni bir gün bulurum diye
çokça umut ediyorum aslında
söyle var'ından ne kaldı geriye
aranıyorum sokak ortasında
ben ki seni bir gün bulurum diye

öncemi bilmem: belki ben bir hiçtim
inançsız bir serseriydim yollarda
ilim öğrendim cehaletten kaçtım
düşündüm bir hikmet var bu kullarda
öncemi bilmem: belki ben bir hiçtim

sevdim seni, az da kendim için.
bencildim; bana mutluluk lazımdı.
ilmimle mutluluktan kaçmak niçin?
velhasıl şairlik alın yazımdı
sevdim seni, en çok da senin için





Analar
Kaç gelin kokladı güll
erinizden,
Hangi ermiş öptü ellerinizden,
Fatihlere ana olan sizdiniz;
Fetihler dilendi dillerinizden.





ARABESK

ıslığında usturalar bileniyor
bıyıkları marşandiz katarı
zulasında eroini esrarı
tutuklandıkça yenileniyor

kafası kızdı mı taksim'de akşam
bütün lahmancunlar ondan sorulur
oğlanın birine takıldı / tamam
çengelköy'lü sevtap diye meşhur

göğüsleri hakikat birer kumru
eskiden de süslenir boyanırmış
ayak ayak üstüne atıp oturdu mu
insanda can mı bırakırmış

sabaha karşı bir büyük rakı
yıldız tozuması külüstür mehtap
arabada sevişmek başlıca merakı
ne kanun tanıyor ne de kitap

bu yollara düşecek adam mıydı
çiçek yaptırmalar parfüm filan
bu sefer yakasını fena kaptırdı
sevtap başını yiyecek anlaşılan

boşversene / daha ölmedik ulan





İhanetin Acıtmadı Yüreğimi


Madem içimdeki sevdayı taşımaya yetmiycekti yüregin
Neden girdin dünyama?
Yalan dolu sevdan bumudur?





İhanetin acıtmadı yüregimi
Ne uğradığım ilk ihanet, nede son!
Kaybım yok kendimden başka!
Varlığınla yokluğunun bir olduğu kadar varsın bende!
Yüreğinin yettiği kadar AŞKI yaşatırsın,
Yada yaşatmak istediğin kadar yaşarsın,
Eğer hayatın bir parçasıysa yüreğinin çıglıkları,



İhanetin acıtmadı yüregimi,
Beklemem senden içimdeki fırtınayı benimle yaşamanı
Ve benimle durulmanı.
Gözyaşım kalbime akar,
Sessiz sedasız izlerim aldatışını ve aldanışımı!
Geçen hergün biraz daha derinlerde kayboluşunu yaşarım yüregimde
Ve beklerim duvarlarıma dikenli teller çekip
Ne gelene, nede gidene yol vermek!
Ama sen DÜNYAM,sen SEBEBİM, sen BEBEGİM...
Sınırlarımı aşan adamım!
Zordur Sevdam ama sensizde yaşarım!





Dedim ya! İhanetin acıtmadı yüreğimi
Aldatılan aldatan kadar ONURSUZ olmadığı için






TÖVBEKÂR OLDUM

Yâ Rab bu aşk bende, benimle her an;
Aşk ile can buldum, canda var oldum!..
Bu zorlu nefsime neyledi zaman?..
Bazen kışa döndüm, kâh bahar oldum!..

Tevhîdin nûruyla, var ettin canı;
Ufkuna nakşettin eşsiz fermânı!..
Tedbirden, takdire dönen her sonu;
Tefekkür ettikçe tövbekâr oldum!..

Kader levhâsında, ince bir sır var;
Bir ömre sığmadı, aşk denen esrâr!..
Âlemi sardıkça bu derin efkâr;
Yanmış ney misâli, âh u zâr oldum!..

Ezelden ebede bu şevk, bu heves;
Firdevs’den, Mevâ’dan, Naim’den bir ses!..
Kutsal emanete yüklü her nefes;
Dal, budak saldıkça, lalezâr oldum!..

Hüzün tezgâhında, süsledin gülü;
Yardın, pâk eyledin mümin gönülü!
Sebepler içinde her tevekkülü;
Sezdikçe hem gizli, aşikâr oldum!..

Yâ Rab yakın sensin, ben benden uzak;
İçimde, iç içe binlerce tuzak!..
Ey gönül geç nefsi, benliği bırak;
Kim demiş âlemde bahtiyâr oldum?!..


BİLMEM

Aşkın ile bir hoş oldum;
İlki bilmem, sonu bilmem!..
Neye baksam, seni buldum;
Yönü bilmem, yanı bilmem!..

Her hâl ile yandı yürek;
Dağ yükümde bin bir emek!..
Ömür bir çark, zaman elek;
Ten öğünür, canı bilmem!..

Safta döndü, doldu gönül;
Müptelâdır güle bülbül!..
Budur, böyle erkân, usûl;
Sevgimiz var, kini bilmem!..

Yâ Rab, sende her kararım;
Gönül arar, ben ararım!..
Ötede mi ilkbaharım?..
Dünü bilmem, günü bilmem!..

Tâ ezelden bu hâldayım;
Sana gelen bir yoldayım!..
Bir bîçâre akıldayım;
Malı, mülkü, şanı bilmem!..

Menzil menzil, kubbe kubbe,
Sebep, bağlı bir sebebe!
Ne sevdâdır iner kalbe;
Unuttum ben, beni bilmem!..



İRFÂNA DÜŞTÜM

Ma’nâ âleminde, vefâ yolunda;
Aşk ile elendim bir cana düştüm!..
Gönül vecde geldi cezbe hâlında;
Derdime gül bastım, dermâna düştüm!..

Gurbet, gam bendini bende mi kurdu?..
Mevlâ’m emaneti sırtıma vurdu!..
Her katrem ‘hû’ dedi, duruldu, durdu;
Kaynadım, çağladım devrâna düştüm!..

Duydum can özümde ney’in zârını;
Özünden ayrılmış buldum varını!..
Başımda gördükçe nefsin dârını;
Ölmeden hesaba, mizâna düştüm!..

Ömrüm, kula döndü bir hak uğruna;
Hasret odu düştü gülün bağrına!..
Girdim ibret ile âlem seyrine;
Hayretten süzüldüm, hayrana düştüm!..

Ey gönül, dost için yüzümüz var mı?
İhlâs ocağında, közümüz var mı?..
Bu sesler, ahenkler özge diyâr mı?
Bir aşkın elinden mestâne düştüm!..

Takvâyla inceldi bu içli sözüm;
Edep dergâhında, tutuştu közüm!..
Bir zikrin nûruna kandıkça özüm;
Sınandım irfandan, irfana düştüm!..



YAKARIŞ EŞİĞİNDE

Aşk ile elendim, aşkla sınandım;
Bana, tutunacak dal ver İlâhî!..
Emanet yüküne, aşkla dayandım;
Bana menzil göster, yol ver İlâhî!..

Çaresi özünde bîçare miyim?
Aklını, kaybetmiş divâne miyim?..
Bu gönül nûruna, pervâne miyim?
Bana, od içinde gül ver İlâhî!..

Bu aşktır dost diyen, dostla eğleşen;
Sevgiyi sevgiyle seven, paylaşan!..
Bir içli yürektir, suyla söyleşen;
Devrine yağmur ver, sel ver İlâhî!..

Hakîkat sırrını açtın, bu canda;
Okudum, ben beni iki cihânda!..
Bildim seni bende, benden yakında;
Bana basiret ver, hâl ver İlâhî!..

Âhım var içimi âh ile oyan;
Acım var, acıma merhemi koyan!..
Seni tesbih eden, derinden duyan;
Bir ses ver, nefes ver, dil ver İlâhî!..

Bu hüzün ne zaman indi yüzüme?
Asrın vebâli mi bindi dizime?..
Dünyadan ukbâya dönen özüme;
Şefâ’at kapından, el ver İlâhî!..


A SEVGİLİ…

Aşk derdiyle yana yana;
Sevdim seni a Sevgili!..
Bir can verdin, verdim sana;
Sevdim seni a Sevgili!..

Ömür doldu baht yayına;
Elem düştü can payına!..
Dalıp ma’nâ sarayına;
Sevdim seni a Sevgili!..

Bu gönülde bildim seni;
Sen donattın gül bedeni!..
Okudukça bu düzeni;
Sevdim seni a Sevgili!..

Aç bildiler tok garibi;
Çok gördüler çok garibi!..
Sensin mülkün tek sahibi;
Sevdim seni a Sevgili!..

Kalbim titrer her anışta;
Âlem döner bu yanışta!..
Bu sevdâya ilk kanışta;
Sevdim seni a Sevgili!..

Bir kulunum geldim sana;
Âb-ı hayat kana kana!..
Yol ver dolam bu irfâna;
Sevdim seni a Sevgili!..



KUL OL DA GEL SEN…

Ey gönül bu sırra ermek dilersen;
Halil’in odunda gül ol da gel sen!..
Can ile cihânı görmek dilersen;
Ar, edep bürünüp al ol da gel sen!..

Sınansın, elensin her bir dileğin;
İhlâsla yeşersin secde çiçeğin!..
Mevlâ’nın adıyla yansın yüreğin;
Tedbirde takdiri bul, ol da gel sen!..

Düş de yan, bu aşkın ma’nâ özüne;
Hakk’ı tesbih eden varlık izine!..
Aldanma kör nefsin sözde nazına;
Sen Hakk’ı seninle bil ol da gel sen!..

Bilmem, duyan var mı bu âh u zârı;
Aşk koydu bağrıma bu intizârı!..
Öz içimde buldum özge diyârı;
Her dem Hakk’ı anan dil ol da gel sen!..

Bir ömür nefsimle, hesâba durdum;
Kaç gönül derdini, derdime sordum!?..
Kaygımı şerh ettim, hayıra yordum;
Yusuf zindanında hâl ol da gel sen!..

Bir rahmet yağar ki yüceden yüce;
Hâl oldum, öğündüm inceden ince!..
Şahittir her uzvum, her ses, her hece;
Ey gönül kulluk bil, kul ol da gel sen!..


İNCİNSEN DE
İNCİTME SEN…

Gönül, yüz dön kin gütmekten;
İncinsen de incitme sen!..
Dost bîzârdır incitmekten;
İncinsen de incitme sen!..

Nûr nefesin aşk dolanda,
Gülün yanmaz od alanda!..
Sözün başa dert olanda;
İncinsen de incitme sen!..

Can olur mu candan ırak?
Geç ağyârı, sen sana bak!..
O yan çıkan nefsi bırak;
İncinsen de incitme sen!..

Sen ki terki terk eyledin;
Günü dünden berk eyledin!..
Tâ elestte ne söyledin?..
İncinsen de incitme sen!..

Sendedir arz, arş-ı a’lâ;
Böyle yazmış Kadir Mevlâ!..
Bir hikmettir bu dert, belâ;
İncinsen de incitme sen!..

Ma’rifettir hakkı yaymak;
Hatır almak, hatır saymak!..
Sana düşmez gönül koymak;
İncinsen de incitme sen!..



VUSLAT DEDİ

Yâ Rab kulum, geldim sana;
Aşk yazıldı bu fermâna!..
Bir çilede yana yana;
‘Sabır’ dedi, oldu gönül!..

Nasıl diner bu dert, bu gam?
Hüznüm artar her bir akşam!..
Sekiz cennet, makam makam;
‘Umut’ dedi, doldu gönül!..

Nefsim arza atmış ağı;
Sökülmez mi hırsın bağı?..
Bu gurbetin, hasret çağı;
‘Biter’ dedi, daldı gönül!..

Ten, aşk ile mâ’rifette;
Can neylesin hakikatte!..
Bir ilahî adalette,
‘Hesap’ dedi, soldu gönül!..

Hakk’tan aldı, halka verdi;
Nefsi, yerden yere serdi!..
Şükür, gizli sırra erdi;
‘Hikmet’ dedi, bildi gönül!..

Budur ömrün ayı, yılı;
Yüküm nerde, neyle dolu?..
Tefekkürde bulup yolu;
‘Vuslât’ dedi, güldü gönül!..



NEYLEYİM…

Çile çektim deli gönlüm yol bula;
Bir mecrada, taşıp gitti neyleyim?!..
Aşkın ma’nâ deryâsında durula;
Kubbe kubbe, aşıp gitti neyleyim?!..

Ham gevherim işlenirken sarrafta;
Yüreğimi, unutmuşum tavafta!..
Ben dönerim, cihân döner bu safta!..
Aklım aşkla şaşıp gitti neyleyim?!..

Bir sevdâ ki dünya, ahret gidecek;
Bu hasretim, nefes nefes bitecek!..
Kulluk gerek, her an nefsi güdecek;
Ârif, böyle pişip gitti neyleyim?!..

Mevlâ’m, bana bir ruh verdi nûrundan…
Cümle mahlûk, can bulmaz mı sûrundan?..
Tecelliden vecde gelen Tûr’undan,
Kul, ne hâla düşüp gitti neyleyim?!..

Söze ilhâm, sel sel olup gelende,
Gönül bendi, damla damla dolanda;
İki cihan, menzilimiz olanda,
Her bir emel, coşup gitti neyleyim?!..

Tâ yüreğe, bir dağ bastı bu mühür;
Yoktan varı, var edene bin şükür!..
Böyle bir haz, böyle bir şevk bir ömür;
Aşk derdimi, deşip gitti neyleyim?!.

categoria Kategori: SIIR DUNYASI | commentoYorum (yok) data21/8/2008

dijitalblog'da kaç şiir sever var?

evet şiir severler buraya yazsın bakalım kimler bu bölümü takip ediyor!



Seninle olmanın en güzel yanı ne biliyor musun?
Elin elime değmeden avuçlarımı terleten sıcaklığını taa içimde hissetmek.
Seninle olmanın en kötü yanı ne biliyor musun?
''Seni seviyorum'' sözcüğü dilimin ucunu ısırırken her konuşmamızda boş yere saatlerce havadan sudan söz etmek.
Seninle olmanın en heyecanlı yanı ne biliyor musun?
Aynı şeyleri seninle aynı anda düşünmek birlikte ağlamak gülmek. Ve buradayken bile seni çılgınca özlemek...
Seninle olmanın en acı yanı ne biliyor musun?
Seni hiç tanımadığım bir sürü insanlarla paylaşmak. Senin yanında olan, seninle konuşan herkesi çocukça kıskanmak.
Seninle olmanın en mutlu yanı ne biliyor musun?
Tanıdık birileriyle karşılaşma tedirginliği ile yollarda yürümek yan yana... Elimdeki şemsiyeye inat yağmurda ıslanmak birlikte. Elimde kır çiçeğiyle seni beklemek... Aynı mekanlarda aynı yiyecekleri yemek.
Seninle olmanın en romantik yanı ne biliyor musun?
Sensiz gecelerde sana söyleyemediklerimi yıldızlara aya anlatmak... Okuduğum kitabın sayfalarında dinlediğim şarkıların türkülerin şiirlerin her mısrasında seni bulmak.
Seninle olmanın en zor yanı ne biliyor musun?
Seni kaybetme korkusuyla hayatta ilk kez tattığım o tarifsiz duygularımı umut denizinin ortasında küreksiz bir sandala hapsetmek. Sevgili yerine yıllarca dost kalmayı başarmak. Yalın ayak yürümek bıçağın en keskin yerinde. Kanadıkça tuz yerine gözyaşlarımı basmak yüreğime.

Seninle olmanın tek yan etkisi ne biliyor musun?
Nereden bileceksin?
Sen benimle hiç olmadın ki. Olsaydın avuçlarım terlemezdi... Isırmazdım dilimin ucunu... Özlemezdim seni yanımdayken.Kıskanmazdım.
Korkmazdım yollarda yürümekten. Islanmazdım yağmurlarda... Yıldızlara aya dert yanmaz, böyle her şarkıda serhoş olmazdım.
Korkmazdım seni kaybetmekten ayaklarım kan revan atlardım sandaldan denize... Ve her kulaçta haykırırdım seni..

Ama sen hiç benimle olmadın ki...
YA AKLIN BAŞKA YERLERDEYDİ YA YÜREĞİN...
Can YÜCEL

categoria Kategori: SIIR DUNYASI | commentoYorum (yok) data21/8/2008

Neden AĞladin Sevgİlİm =((

Neden Agladin Sevgilim

Son mektubunu deniz suyuyla mi yazdin..?
İki damla tuz izi var sevgilim..
'Biz bittik artik' derken,
Hala 'biz' diyorsun sevgilim..
Veda mektubuna gözlerini mi koydun..?
Zeytin izleri var sevgilim..
'Beraber olamayiz artik' derken,
Neden agladin sevgilim..?
Mazimizin hatirina,
'Dost kalalim' diyorsun..
Dosttan sevgili olur derler,
Sevgiliden dost olmaz sevgilim..!
Görünce dayanamam bakisina..
Selam verirken ürperir tüylerim..
Aklim firar, tenim isyan eder sevgilim..!
'Unut beni' yazarken ellerin
Nasil kirilmadi kalemin..?
Benim okurken kirilan kalbimden
Kanlar akti mektubuna sevgilim..
'Görüsmeyelim' derken son satrinda..
Hic mi yüregin sizlamadi..?
Simdi suskun dilinden düsen,
Ask dolu sözlerin saka miydi sevgilim..
'Hoscakal Gözüm ' son sözün..
Sevgilim bile dememissin..
Hayatimin degeri senin icin,
İki damla gözyasi kadar miydi sevgilim

categoria Kategori: SIIR DUNYASI | commentoYorum (yok) data21/8/2008

Ne Ölüyüm Ne Diri...

Ben her sokak başında ağlıyorum geceleri…ve sevmiyorum her köşeden dönüşümde önüme çıkma ihtimalini…
güçlü gibi gözüken fakat içten çürümüş bir ağacın zayıf dallarına kurduğum salıncakta sallanıyorum her gün… bir yanımsa kendini asıyor öbür dalına…
Keşke o sokaklardan her geçişimde adını hatırlamasam… yaşamadım saysam o günleri…
Elinden hiç tutmamış, gözlerine hiç bakmamış olsam…
Gittiğini unutsam…

Adını anmak güzeldi bir zamanlar…
Adımı anman güzeldi…

Sen gittiğinden beri sevmiyorum kendimi…

Ne kötü hem sallanmaya hemde kendimi sallandırmaya çalıştığımda da kırılıyor dallar…
Ne ölüyüm yani ne diri…

categoria Kategori: SIIR DUNYASI | commentoYorum (yok) data21/8/2008