Büyük miktarda bioyakıt üretimine tepki

BM Gıda Hakkı Raportörü Jean Ziegler, dünyada büyük miktarda bioyakıt üretiminin ''insanlığa karşı işlenen suç'' olduğu yorumunu yaptı.

Ziegler, bir Alman radyosunda yaptığı açıklamada, bioyakıt üretiminin gıda ürünlerinin fiyatını yükselttiğine işaret ederek, "Devasa miktarda bioyakıt üretimi, insanlık suçu anlamına geliyor" dedi.
 
Jean Ziegler, daha önce bir Fransız gazetesine verdiği demeçte de, dünyanın, gıda fiyatlarının artması ve gıda sıkıntısının başgöstermesi yüzünden isyan çağına doğru ilerlemekte olduğu uyarısında bulunmuştu.
 
Tarım ve gıda konusunda eleştiriler
 
Ziegler, AB'yi de tarım ve gıda konusunda eleştirdi. AB'yi Afrika'da gıda alanında "damping" yapmakla suçlayan BM yetkilisi, "AB Avrupa'nın gıda fazlasını Afrika'ya ihraç ederek fiyatları düşürüyor, bu da Afrika'da tarımı öldürüyor" dedi.
 
Raportör, temel gıda maddeleriyle ilgili uluslararası borsa spekülasyonuna son verilmesi gerektiğine de işaret etti. Gıda ve enerji fiyatlarındaki artış, geçen hafta Haiti ve Mısır'da isyan çıkmasına neden olmuştu.

Denizanaları çoğalıp eko sistemi bozuyor

Deniz suyundaki ısı artışı ve kirliliğin, denizanası sayısını artırdığı, bu durumun deniz eko sistemini olumsuz etkilediği bildirildi.



Deniz Temiz Derneği / TURMEPA Genel Müdürü Levent Ballar, Türk denizlerinde özellikle son yıllarda yabancı tür canlılarda artış gözlemlendiğini belirterek, deşarj suları, gemilere tutunma, bilimsel araştırma faaliyetleri, yetiştiricilik ve akvaryumculuk gibi etkenlerle Süveyş Kanalı yoluyla taşındığı sanılan bu türlerin ekolojik dengeyi bozduğunu ve deniz eko sistemini tahrip ettiğini söyledi.

Yayılımcı türlerin başında denizanalarının geldiğini ifade eden Ballar, bilim dünyasının küresel ısınmaya bağlı olarak deniz suyu ısısının yükselmesinin, denizanası sayısındaki artışla bağlantılı olduğu görüşünü paylaştığını vurguladı.

Ballar, sıcaklık artışı ile paralel şekilde planktonların arttığını, denizanalarının da bu organizmaları yemek için sahil şeridine yaklaştığını dile getirerek, "denizanalarını yiyerek beslenen ton ve kılıç balığı ile deniz kaplumbağası (caretta caretta) gibi deniz canlılarının sayısındaki azalma da denizanalarının artışına zemin hazırlamaktadır" dedi.

Kontrolsüz bir şekilde yapılan balıkçılığın da balık popülasyonunu azaltarak, denizanası tipi canlıların hızla çoğalmasına sebep olduğuna dikkati çeken Ballar, araştırmacıların, larva ve yumurtalarla beslenen bu canlıların, ileride deniz altındaki yaşamın dengesini ciddi biçimde değiştirebileceğini ortaya koyduğunu bildirdi.

"Denizlerimiz, kirletici unsurların etkisi altında"

Levent Ballar, Türkiye'nin 3 tarafı denizlerle çevrili bir ülke olduğunu anımsatarak, şunları söyledi:

"Denizlerimiz birçok kirletici unsurun etkisi altındadır. Evsel ve endüstriyel atıklarla nehirlerin taşıdığı organik maddeler, deniz ortamında yükü artırıyor. Organik maddelerin deniz ortamına yüklenmesi, denizanası gibi canlıların gelişmesine katkı sağlıyor. Denizlerimizde en sık rastlanan denizanası türü 'Aurella aurita' ve 'Rhisostomır pulmo'dur. Yabancı türlerin göçü Kızıldeniz'in Süveyş Kanalı vasıtasıyla Akdeniz'e açılmasıyla artmıştır. Örneğin, 'Rhopilema nomedica' türü denizanası, Kızıldeniz'de yaşar. Ancak, bu tür Akdeniz'e girdikten sonra balıkçılık, turizm ve insan sağlığı üzerine oldukça olumsuz etkiler yapmıştır. Denizanalarının aşırı artması, balıkların besinsiz kalmasına yol açıyor.
 
Çünkü denizanaları balıkların besinlerini tüketiyor. Ayrıca balık yumurtaları, balık larvalarını da tüketiyorlar ve balık popülasyonu üzerinde olumsuz bir etki yaratıyorlar."

Ballar, bir süre önce Marmara Denizi'nin yüzeyini kaplayan beyaz tabakaya, 2005 yılından itibaren varlığı gözlenen bir denizanası türünün neden olduğunun belirlendiğini kaydederek, şöyle konuştu:

"Söz konusu denizanalarında, su sıcaklığının aniden düşmesi sonucu kitlesel ölüm gözlenmiş ve bu da deniz suyunda jelimsi bir tabaka oluşturmuştur. Rüzgar ve yüzey akıntılarıyla bölgesel birikim yapmışlardır. Bu jelimsi tabakaların balıkçıların avlanmasını güçleştirmiş ve ağlara da zarar vermiştir."

Denizanalarının son yıllardaki artışının özellikle Marmara Deniz'inde besin elementlerinin ve dolayısıyla sudaki plankton denen mikroskobik canlıların artmasıyla da ilişkilendirilebileceğini anlatan Ballar, denizlerdeki besin elementlerinin aşırı artışının ise kontrolsüz yüzeysel evsel atıkların artmasından kaynaklandığını sözlerine ekledi.

Küresel ısınma 200 bin kişiyi öldürecek

Dünya Sağlık Örgütü (WHO) Türkiye Ofisi Başkanı Mehmet Kontaş, iklim değişikliğinin 2030 yılına kadar küresel olarak her yıl en az 200 bin ek ölüme neden olmasının beklendiğini açıkladı.

Sağlık İdarecileri Derneği ile WHO Türkiye Ofisi Başkanlığı, Dünya Sağlık Günü dolayısıyla Yüksek İhtisas Eğitim ve Araştırma Hastanesi Konferans Salonu'nda "İklim Değişiklikleri ve Sağlık Üzerine Etkisi" konulu bir panel düzenledi.
 
Kontaş, panelde yaptığı konuşmada, iklim değişikliklerinin insan sağlığı için bir risk oluşturduğuna dikkati çekerek, bu konuda gerekli önlemlerin alınmasının bir zorunluluk olduğunu söyledi.
 
Sıcaklık artışlarının büyük ölçüde insan kaynaklı sera gazı salınımından kaynaklandığını kaydeden Kontaş, "Geçtiğimiz 40 yıl içerisinde insan kaynaklı sera gazı salınımı yüzde 70 artış göstermiştir. Sera gazları salınımı geçtiğimiz 100 yıl içerisinde ortalama yüzey sıcaklığının yaklaşık 0.74 derece yükselmesine sebep olmuştur" dedi.
 
"En fazla çocuklar etkilenecek"
 
Avrupa için 21'inci yüzyılın sonuna kadar tahmin edilen sıcaklık artışının 2.3 ile 6 derece arasında olma ihtimali bulunduğunu kaydeden Kontaş, iklim değişikliğinin 2030 yılına kadar küresel olarak her yıl en az 200 bin ek ölüme neden olmasının beklendiğini vurguladı.
 
Kontaş, ölümleriniklim değişikliklerinden kaynaklanan yetersiz beslenme, sıtma, ishal ve sellerden kaynaklanabileceğini ifade etti.
 
İklim değişikliklerinin beslenme ve gıda güvenliği üzerinde de etkileri bulunduğuna dikkati çeken Kontaş, sıcaklık artışlarıyla Akdeniz'de, güneydoğu Avrupa'da ve Orta Asya'da gıda üretiminin azalacağını söyledi.
 
Kontaş, gelişme çağında oldukları için, iklim değişikliğinden en çok çocukların etkileneceğini ifade etti. Sıcakların ise öncelikle yaşlıları etkilediğini hatırlatan Kontaş, kronik hastalıklar ve ilaçların yaşlıların aşırı sıcak havayla başa çıkma kabiliyetlerini azaltabildiğini belirtti.
 
"2010 yılında kanser ölümleri artacak"
 
Sağlık Bakanlığı Kanserle Savaş Dairesi Başkanı Prof. Dr. Murat Tuncer de panelde iklim değişikliklerinin kanser üzerindeki etkileri konusunda bir sunum yaptı.
 
2005 yılındaki 11 milyon kanser vakasının 2030 yılında 27 milyona çıkmasının beklendiğini belirten Tuncer, kanser nedeniyle 2005 yılında 7 milyon kişinin öldüğünü ancak bu rakamın 2030 yılında 17 milyona yükseleceğini kaydetti.
 
25 milyon kanser hastasının 2030'da 75 milyona ulaşmasının beklendiğine dikkati çeken Tuncer, "2010 yılından sonra kanser insan ölümlerinin birinci sebebi olacak" dedi.
 
Tüm dünyada kanser tedavileri için harcanan paraların yüzde 90'ının ABD ve Japonya gibi ülkelerde harcandığını belirten Tuncer, ancak buralardaki kanserli hastaların tüm dünyadakilerin sadece yüzde 5'i olduğunu vurguladı.
 
İklim değişiklikleri nedeniyle insanların beslenmesinin etkileneceğini belirten Tuncer, iklim değişikliklerinin insanların daha az lifli besinler tüketmesine ve su kalitesinin azalmasına neden olacağını kaydetti.
 
İklim değişikliğiyle artacak ultraviole (UV) ve asbest gibi tozların çevresel etkilerinin insanları etkileyeceğine de değinen Tuncer, UV ışınlarının tümörlere karşı bağışıklık sistemlerini etkileyerek kanser oluşumlarına neden olduğunu ve tüm kanser türlerinde etkisi bulunduğunu kaydetti.
 
Kanser türlerinin yüzde 90'ının iklim değişikliğinden olumsuz etkileneceğini belirten Tuncer, "Bu dünya hepimizin. Neyi kullanırsak bunda başkasının hakkı olduğunu unutmamamız gerekir. Hepimizin sade yaşaması gerekiyor ki başkalarına da yaşama hakkı verelim" diye konuştu.

Küresel ısınmadan güneş sorumlu değil

İngiliz bilim adamları, ''Güneş'in solar aktivitesindeki değişimlerin, atmosferdeki bulutluluk oranını etkilediği'' varsayımının doğru olmadığını saptayarak, küresel ısınmadan insan faaliyetlerinin sorumlu olduğu konusunda bir kanıta daha ulaştı.

Lancaster Üniversitesi'nden araştırmacılar, "solar aktivitedeki değişimlerin kozmik ışınların yoğunluğunu etkilediği, Dünya'ya ulaşan kozmik ışınların da bulutluluk ve ısı oranlarını değiştirdiği" yolundaki teorinin doğru olmadığını ortaya koydu.
 
Bilim adamları, son 20 yılda Dünya'ya ulaşan kozmik ışınlar ve bulutluluk oranları arasında böyle bir bağ olmadığını belirleyerek, iklim değişiminin nedenine "şüpheci" yaklaşanların benimsediği en önemli teoriyi çürütmüş oldu.
 
Bulgularını "Institute of Physics" ve "Environmental Research Letters" dergilerinde yayınlayan araştırmacılar, iki değişken arasında bir korelasyon olup olmadığını araştırmak için 3 farklı yöntem denediklerini ancak hiçbir bağ bulamadıklarını kaydetti.
 
Bu araştırmanın, Danimarkalı bilim adamı Henrik Svensmark'ın, Dünya'daki son küresel ısınmanın sorumlusunun kozmik ışınlar olduğu yönündeki teorisinin doğru olmadığını ortaya koyan önemli bir kanıt olduğu belirtiliyor.
 
Svensmark'ın teorisi, "aslında küresel ısınma diye bir şey olmadığını" iddia eden ve önemli bir tartışma başlatan "Büyük Küresel Isınma Dolandırıcılığı" (The Great Global Warming Swindle) adlı belgeselin dayandığı temel fikir olmuştu.
 
Karbon emisyonlarını boşuna mı azaltıyoruz?
 
Araştırma ekibinden Terry Sloan, bu çalışmaya Svensmark'ın teorisi nedeniyle başladıklarını belirtti.Sloan, "Eğer haklıysa karbon emisyonlarını azaltmak için bütün bu masraflı önlemleri alarak yanlış yol izliyoruz. Gerçekten haklıysa karbon emisyonlarını dert etmemize gerek yok" diye düşündüklerini söyledi.
 
Profesör Sloan ve ekibi, çeşitli zamanlarda, Dünya'da zayıf ve güçlü kozmik ışın ulaştığı saptanan bölgeleri ele aldı ve ışın miktarının gerçekten bulutluluğu etkileyip etkilemediğini inceledi.
 
Sloan, "Bazen Güneş 'geğirir' ve çok büyük miktarda parçacık saçar. Biz de Güneş'in bu ışınları saçmasından sonra bulut oluşumlarının artıp artmadığına baktık ve hiçbir şey bulamadık" diye konuştu.
 
Araştırmacılar, kozmik ışınlarla bulutluluk oranı arasında zayıf bir bağlantı olduğunu, hatta bazı dönemlerde arada hiç bağlantı olmadığını saptadı.
 
Svensmark'ın teorisiyle ilgili daha önce de sınırlı bölgelerdeki bulutluluk oranlarını ya da solar faaliyetlerdeki değişimleri inceleyen araştırmalar yapıldığı ve benzer sonuçlara ulaşıldığı belirtiliyor.
 
Terry Sloan, yaptıkları çalışmadan çıkan sonucun çok basit olduğunu kaydetti:"Karbon emisyonlarını azaltmak için çalışmaya devam etsek iyi olur."

Küresel ısınmanın dünya ekonomisine etkileri

Küresel ısınma kaynaklı afetler nedeniyle ekonomik kayıpların artmasının beklendiği, 2050 yılına kadar ekonomik kayıpların 300 milyar dolara ulaşmasının beklendiği bildirildi.

İTÜ Meteoroloji Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mikdat Kadıoğlu, TMMOB Meteoroloji Mühendisleri Odasınca düzenlenen, "İklim Değişimi Sempozyumu" için hazırladığı bildiriyi sundu.
 
Hükümetlerarası İklim Değişimi Paneli (IPCC) tarafından 2030 yılı için hazırlanan senaryolarda, iklimsel tehlikeler arasında, "sıcak hava dalgaları, tarımsal haşere popülasyonunda artış, kuraklık, şiddetli yağışlar, tropikal fırtınaların sayısı ve şiddetinde artış, sıtma ve malarya gibi hastalıkları taşıyan böceklerin yayılmasının" sayıldığını anımsattı.
 
Türkiye'nin de 2030 yılından sonra kuzeyinde daha fazla sele maruz kalması, güney kısımlarında ise daha fazla kuraklık beklendiğini vurgulayan Kadıoğlu, küresel ısınma nedeniyle yaşanacak ani, düzensiz ve şiddetli yağışların sel, heyelan ve erozyonu artırmasının beklendiğini kaydetti.
 
Küresel iklim modelleri tahminlerinin, zaten fakir olan güney ülkelerinde sel, kuraklık, fırtınaların sayı ve şiddet bakımından artacağını gösterdiğini belirten Kadıoğlu, şunları kaydetti:
 
"Son yıllarda sadece tropiklerde fırtınaların sayısı ve şiddetinde artış yok. Türkiye gibi tropiklerin dışındaki ülkelerde de şiddetlenen gök gürültülü sağanak yağışlardan dolayı kentlerdeki ani sellerin sayısı ve şiddetinde de artış var.
 
Artık deprem, sel gibi tehlikeler, hızla artan çarpık yerleşim bölgelerinde daha fazla afete dönüşebiliyor. Bilimsel anlamda hiçbir şüphe yok, artık insan iklimi değiştiriyor. Hem de dünyada jeolojik evrelerde hiç gözlenmemiş kadar hızlı değiştiriyor.
 
Bu yüksek ısınma yüzünden yeryüzünde Katrina gibi şiddetli tropikal fırtınalar, ani seller ve kuraklık şeklinde alarm zilleri çalıyor."
 
Türkiye'de su kaynakları
 
Kadıoğlu bildirisinde, küresel iklim değişiminin Türkiye'deki su kaynakları üzerindeki olası kötü etkileri hakkında da bilgi verdi.Yaz aylarında yağışta büyük azalma yaşanacağını vurgulayan Kadıoğlu, diğer olası kötü etkileri şöyle sıraladı:
 
-Yağışların mevsimsel dağılımı ve şiddeti değişecek. Ani sellerde artışlar bekleniyor.
 
-1987'den bu yana zaten ortalamanın altında gerçekleşen kar örtüsü daha da azalabilecek.
 
-Kuraklığın sıklığı ve şiddeti artacak.
 
-'Su stresi' artacak. Şehir ve ülke sınırlarını aşan nehirlerin kullanımı dahil birçok uluslararası, ulusal ve yerel su kaynağının kullanımında problemler çıkabilecek.
 
-Yüksek basınç kuşağının kuzeye kayması ile ülkemize hakim olabilecek tropikal iklime benzer kuru hava, daha sık, uzun süreli kuraklıkların, orman yangınlarının ve tropikal hastalıkların sayısında artış yaşanmasına neden olabilecek.
 
-Kuş cenneti ve benzeri milli parklar tahrip olup, kuşların göç yolları ve konaklama yerleri değişecek.